12 Eki 2010

Tırnaklarda şenlik var...


Tırnak süsleme sanatı almış başını gidiyor, Ortayada birbirinden şeker, birbirinden ilginç şeyler çıkıyor haliyle. El becerileri konusunda olan yeteneksizliğim burdada kendisini gösteriyor. Nerdeyse her renk ojem olmasına rağmen ikisini birarada beceremiyorum. Mesela şuanda da tırnağımda olan dore rengi ojemle çok güzel süslemeler yapabilirim fakat ellerimi ayaklarımı batıracağım için hiç bulaşmıyorum. Tabi herkes benim kadar beceriksiz değil, birbirinden sevimli süslemeleri siz istediğiniz gibi tırnaklarınıza uygulayabilirsiniz. İşte birkaç örnek..
















11 Eki 2010

Vanity Fair 1953 by Mark Shaw


1953 yılında çekilen bu güzel fotoğraflar o zamanlar birçok ödüle de layık görmüş. Pek güzel olmuş, çok güzel olmuş.




9 Eki 2010

Gentlemen Prefer Blondes



Sarışın mı esmer mi gibi saçma sorular bir kenara dursun, işte gelmiş geçmiş en güzel sarışınlar.. 



Ve bizimkiler :)


7 Eki 2010

Keira Knightley ve yeni saçları



Yeni saçlarına ve miu miu'larına bayıldım!!!

Söz konusu Coco Chanel olunca...


Ünlü fransız modacı ufak yaşlarda annesini kaybetmiş, babası evi terk etmiş, 18 yaşına kadar bir manastırda yetimhanede yaşamak zorunda kalmış ve ablası ile akşamları barlarda şarkı söyleyerek, gündüzleri dikiş işleri yaparak geçimlerini sağlamak zorunda kalmışlardı. Ama bu genç kadın yetenekli idi. Özellikle de şapka konusunda içinde bir tutkusu vardı. Bu tutku ileride onu dünyanın en ünlü markalarının arasına sokacaktı. 
Hepimizdeki hayranlığı bir kenara benim sahip olduğum biraz daha tutku sanırım Coco Chanel'e karşı olan. Yıllar önce babam yurtdışına her gidişinde ondan tek Coco Mademoiselle parfüm isterdim. Daha sonraları paralarımı biriktirmeye başlayarak ilk Chanel çantamı aldım. Şimdilerde moda olan o çantayı kimde görsem kıskanmaya başladım, parfümümü kimse kullanmasın istedim. Öyle sahiplendim ki kendime şaşırır oldum.. 
Chanel için kadın araç olmadı amaç oldu her zaman. Feminenlik ve özgüveni hissettirdi kadınlara. Basitti kıyafetleri ama gösterişliydi ve rahattı. İlk pantolonu da o giydi kadınlara, ilk mini eteğide.. 

87 yaşında ölen ve o güne kadar sürekli çalışan biriydi o. Yaşamış olduğu birçok başarısızlığa, düş kırıklığına, savaşa, sevgilisinin trafik kazasına rağmen kararlığı ve cesareti ile  dünyada çok az kişinin elde edebileceği bir başarıya imza atmıştır.

Her ne olursa olsun kendisi olmasada yüzyıllarca hatırlanacak şeyler bıraktı bizlere. Hepimizin amacı bu değil mi birşeyler bırakıp gitmek..  Chanel No.5 Parfümü,Chanel şapkalar, ceketler, pantolonlar, mini etekler ve çantalar hepsi aklımızda, hepsi başucumuzda..

Chaneli örnek almamız gereken konulara gelecek olursak eğer;

Yeni bir ortama girerken ne giyeceğinizi bilmiyorsanız, en iyisi sade giyinmektir
Coco Chanel, kadınların hep biraz sade giyinmesi taraftarıydı. Çünkü, abartılı giyinmek, çok fazla çabaladığınızı; kıyafetlerinizden emin olmadığınızı ve kendinize güvenmediğinizi gösterir. İç güzelliktense dış görünüşe daha çok önem verdiğiniz izlenimini yaratırsınız. Kokteyle jean pantolonla gidin veya arkadaşınızın düğününe flip flop giyin demiyorum ama sadelik her zaman abartıdan daha iyidir. 


Yapmanız gereken en doğru şey, 'eksiltmek'
Aksesuarlardan bahsediyorum. "Evden çıkarken aynaya bakın ve bir aksesuarınızı çıkarın" sözünün Coco Chanel'e ait olduğuna inanılır. Öyle değilse bile, bu söz onun giyim-kuşam felsefesini çok iyi özetliyor. Sadelik, her zaman zarafetle özdeşleştirilmiştir. Ve öyle de devam edecektir. O zımbalı kemeri takmanız gerçekten şart mı? O koca küpelere rağmen bu iddialı kolyede ısrarcı mısınız?  


Herkes biraz fetişist olmalıdır
Coco Chanel kamelyalara düşkündü. Kamelya o zamanlarda, Fransız sosyetesinin gizli parolasıydı aslında. Evlilik dışı ilişki yaşayanlar, çevrelerini durumdan haberdar etmek için yakalarına bir kamelya iliştirirdi. Chanel'in kamelya fetişinin de ayakkabılardan çantalara, döpiyeslerden kumaşlara kadar uzandığı bir gerçek. Ve Gabrielle'i Coco Chanel yapan detaylardan biri de, bu fetişi. 


Stil kim olduğunuzu, ne demek istediğinizi bilmek ve kimseyi takmamaktır
Giorgio Armani "Yaşamış en zarif kadın" yorumunu yapsa da, Chanel'in güzel bir kadın olmadığı gün gibi ortada. Hatta Colette'e göre bir boğayı andırıyordu Coco. Karakteri de çok harika değildi. Ve 'mükemmel olmayan' Chanel'in stili bugün 'mükemmel' sayılıyorsa, bunun nedeni sevdiği ve kendine yakışan şeyleri giyerken hiçbir şeyden ödün vermemesidir. Kadınların at yarışlarına giderken kocaman şapkalar takması normal sayılırken minik modelleri tercih eden de, herkes takıp takıştırırken takım elbise giyen de oydu. Kadınlar, kendilerini rahat ve iyi hissettikleri şeyleri giymeli. Onları olduklarından yaşlı gösteren şeyin ise karışıklık ve pahalı görünüm olduğu unutulmamalı.
 
  

 
kaynak: sabah %  pazarlamadunyasi

5 Eki 2010

Vogue UK Kasım sayısında Lara Stone!



İngiliz Vogue'un Kasım ayının kapağı Lara Stone fakat benim ilgimi kapaktan çok içindeki fotoğraflar çekti. Kıyafetlerin hepsine bayıldım! Hepsini hepsini istiyoruuuumm!!

4 Eki 2010

Yine yeni yeniden


Her üniversiteden mezun olanın başına gelen  şey benim başıma da geldi "BOŞLUK". Son 1 aydır evimden uzaktaydım, ailemin yanında. Tabi bu sayede blogumuda boşladım zaman zaman. Şimdi tekrar İstanbul'a dönen ben daha umutluyum herşey için. Öncelikle okulla ilişiğimi kesmem için son bir sınavım var ve o da çarşamba. O bittikten sonra da MEZUNum sonunda! 5 yıllık okul serüvenim yerini işe teslim edicek. Ha bu arada mezun demişken mezuniyet balomdaki kıyafetimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Onun da küçük bir hikayesi var tabi..
Hani biz bayanların böyle Mezuniyet Hayalleri, Düğün Hayalleri filan vardır ya. Benim mezuniyet hayalimdeki elbise buydu. Tam tamına hemde. Arkadaşlar arasında olan sohbetlerde ben hep beyaz, sırt dekolteli bir elbiseyi tarif ederdim uzun uzun. Tabi mezuniyet gelip çatınca hiçte öyle hayallerde ki gibi gitmedi bir şeyler. Arıyorum tarıyorum bir türlü aklıma uygununu bulamıyorum. Taaaa ki o güne kadar tabi :) Uzun süredir görüşmediğim bir arkadaşımla görüştük ona da mezuniyetten filan bahsederken söz dönüp dolaşım saçlarıma geldi. O da bana gittiği bir kuaförü önerdi ve beraber bikaç gün sonra oraya gittik. Tabi evlerinin orda Olivium diye bir alışveriş merkezini öğrenene kadar herşey gayet normaldi. Arkadaşım söyleyince bir an evvel gitmek istedim ve kuaförden çıktığım gibi kendimi orda gezinirken buldum. Mağazalarda gezerken bir şey bulamayacağımı düşünürken İpekyolda beyaz bir elbise gördüm bedenine baktım 40 bedendi çalışan bayanla konuşmamız sonrasında başka bedeni olmadığını öğrendim ve yine de merakımdan denemek istedim. Şans eseri o sırada 38 bedenini buldu o da biraz büyüktü ama istediğim kıvama getirebilirdim. Sevinçten gözüm bir şey görmüyordu ama :) Daha sonra kasaya gelince asıl bomba orda patladı hayalimdeki elbiseyi öyle ucuz bir rakama almıştım ki kendi kendimi çimdikleme ihtiyacı duydum. Ve oradan ağzım bir karış açık şapşap şapşal gülümseyerek çıktım :) 


Related Posts with Thumbnails